7 Mayıs 2018 Pazartesi

Çığlıklara gebe

Avaz avaz çığlık atmak istedi pencereye doğru.Ben buradayım ve kaybolmadım demek için. Belki bir kaç evin ışığı açılırdı.İnsanlar birine bir şey oluyor sanıp polisi arardı belki de.
Haksız sayılmazlardı.
Birine bir şey oluyordu ama bunun için polise gerek yoktu.
Sadece birine elle tutulur gözle görülür bir şey olmuyordu.
Evet boğuluyordu , soyutluğun ve belirsizliğin okyanusunda.



Doğru düşünüyordu;

Özgür olmak bu kadar zor olmamalıydı.Işıkları kapatıp kendini en saf halinle izlemek.

Geçmişten kaçarken en saf halini yolun başında bırakıp ayak izlerini bir süre sonra tanıyamamak kader miydi? Yoksa sadece kendisi mi böyleydi? Geçmişi bırakabilmek hep 1.adımı gibi gelirdi özgürlüğün.O basamağı geçtiğin an belki her şey daha da kolaylaşırdı.O yüzden geçmişten kaçmak kolay gelirdi.Koşardın ve her şeyi yolun başında bıraktığını sanardın.O kadar hızlı kaçardın ki ondan, bir çemberin içinde olduğunu,eninde sonunda aynı noktaya dönebileceğini fark edemezdin.Ve tekrar başlangıca geldiğinde zihninin dengesizliği çıktığını sandığın o özgürlük basamağından seni iterdi.Özgür olamamaktan daha kötüsünü yaşardın o zaman; Özgür olduğunu sanardın.Çünkü prangalarını fark edemeyecek kadar kadar kör olduysan özgürlük ne demek unutmuş sayılırdın.



Kolay değildi.Savaşmak hep en gerekli olan şeyiydi hayatımızın.Diri tutardı seni.Ama asla unutturmazdı.Bu yüzden geçmişi bırakmak değil kabullenmekti aslolan.Kolaylaşacağını sandığın özgürlük merdiveninin binlerce basamağı vardı.Devam ederdin ve her birinde daha özgür hissederdin.Bitirebilir miydin? Bilinmezdi.

Ben olsam diye düşündü kendi kendine '' ben olsam o merdivenleri ikişer ikişer dizlerimi kanata kanata da olsa çıkardım.''
Ama yapmıyordu.
Kendi içinde yarattığı  ve feryat figan eden savaşını özgülüğe kabul ettiremeyeceğini farkındaydı.Özgürlük barış isterdi.
Zaten diğer bir adımın ismini söylemeye çekindiği, düşünmek istemediği bir şey olmasından rahatsızlık duyuyordu.

Masumiyet.


Masumiyet en az geçmiş kadar sert ama fark edilmekte geç kalınan bir gerçekti , bir süre sonra yolculuğunda sana yük olması da öyle.Onu yolun sonuna kadar taşıyanlar iyiliğin içindekileri farkına varıyor, yolun yarısında onu eski bir eşya gibi fırlatanlar geleceği bulanık görmeye başlıyordu.

Eski bir eşya yerine koyduğun masumiyet ucunu göremediğin iki yolun başında değerli bir antikaya dönüşüyordu.Eğer masumiyetini ellerinde parçalamadıysan denize doğru, dikenlerle dolu yolun sonundaki umudu görebiliyordun.
Eğer çoktan terk ettiysen, yemyeşil ormanın sonundaki dipsiz kuyuyu fark edemiyordun.





Işığı geri açtı.Gardını neye karşı aldığını bilmiyordu.Pencere hala aralıktı.Dışarıdan köpek sesi geldiğinde Desise sıçrayarak aniden pencere önünden içeri atladı.Saksının düşüşünü tiz bir kırılma sesiyle idrak edebildi ve tepki veremedi. 
Aniden kapı açıldı ,bu sefer sıçrayan kendisiydi.
Kapının ucundan soruldu;
''İyi misin bir şeye ihtiyacın var mı?
''İyiyim'' dedi sakince,saksı duyulmamıştı demek ki. 
Kapıya bakarken fark etti
Evet boğuluyordu ama bu sefer kıyıya vurmuş bir balık boğulmasıydı bu.Dalgaların örttüğü çırpınışlarını sadece kendisi biliyordu..

Tekrarladı
''İyiyim, dışarı çıksak daha iyi olacak gibi''




1 yorum:

  1. Vallahi bir solukta okundu. Nasıl bittiğini anlamadım. Gayet iyi👍🏻

    YanıtlaSil